Bir bayram ziyareti düşünün. Kapıda ayakkabılar çıkarılıyor, içeriden çay kaşıklarının sesi geliyor. Daha oturmadan tanıdık bir cümle duyuluyor: “Hadi, büyüklerinin elini öp.” Çocuk biraz geride duruyor. Belki çekiniyor, belki henüz yakınlaşmak istemiyor. Ardından başka bir ses: “Ayıp olur, hadi…”

Kimse ortamın gerilmesini istemiyor. Büyükler kırılmasın, ziyaret güzel geçsin, çocuk da saygılı olsun istiyoruz. Peki bütün bunların arasında onun ne istediğine ne kadar yer kalıyor?
Aile üzerine düşünürken dönüp dolaşıp buraya geliyorum. Aynı sofraya oturmayı, birbirimize dayanmayı, bir yere ait olmayı önemsiyoruz. Birbirimizin hayatında yerimiz olsun istiyoruz. Bazen de o kadar iç içe geçiyoruz ki kimin ne hissettiğini, hangi ihtiyacın kime ait olduğunu ayırt etmek zorlaşıyor.

“Biz” olmanın içinde, her birimizin “ben” olarak kalabileceği bir alan var mı?

Birbirimize bağlıyız; birbirimizin yerine karar verirken de bunu mu söylüyoruz?


Bir annenin çocuğunu özlemesi, onun yakınında yaşamasını istemesi çok anlaşılır. Çocuğu büyüdüğünde de bu özlem bitmiyor. Fakat “Seni özleyeceğim” demekle, kendi hayatını kurmak isteyen evladına bu özlemin sorumluluğunu yüklemek arasında bir fark var.

Tam burada, Tuzlu Kahve dizisindeki Hatun–Mehmet ilişkisini düşünmeye değer buluyorum. Anne ile yetişkin oğlunun yakınlığına bakarken yalnızca aralarındaki sevgiyi değil, Mehmet’in kendisine ait kararlarına ne kadar alan açıldığını da sorabiliriz. Hatun’un oğlunu yanında tutma isteğini bu gözle okumak mümkün. Bu bir karaktere tanı koyma çabası değil; dizinin açtığı yerden kendi aile alışkanlıklarımıza bakma daveti.

Bir evlat kendi hayatıyla ilgili karar verirken sürekli “Annem üzülür mü?”, “Babam bunu nasıl karşılar?” hesabı yapıyorsa, kendi isteğinin sesini duymakta zorlanabilir. Yakınının duygusunu önemsemekle, o duyguyu hiç yaşatmamak için kendi hayatını düzenlemek farklı şeylerdir.

Aile sistemleri yaklaşımında, kişilerin duygu ve sorumluluk alanlarının birbirinden ayrılmasının güçleştiği bu tür ilişkiler için iç içe geçmiş sınırlar kavramı kullanılıyor. Her yakın ailede böyle bir sorun olduğu söylenemez. Birlikte çok zaman geçirmekten ziyade, ayrı düşünmeye ve farklı seçimler yapmaya ne kadar alan bulunduğuna bakmak gerekir. Ebeveyn–çocuk sınırları üzerine 2024 tarihli kapsamlı bir araştırma da sınırların bulanıklaşmasıyla duygusal ve davranışsal güçlükler arasında ilişki buluyor. Bu ilişki, herkesin aynı biçimde etkileneceği anlamına gelmiyor. Araştırma.

Evdeki küçük yetişkin


Bazen çocuk için kullanılan bir cümle vardır: “O beni herkesten iyi anlar.”

Ne kadar yakın bir ilişki, diye düşünebiliriz. Belki gerçekten de öyledir. Yine de bir an durup şunu sormak isterim: Bu çocuk, anlamanın yanında yetişkini iyi tutmakla da görevli mi?

Evde kimin ne zaman üzüleceğini kollayan, tartışmaları yatıştıran, kendi sıkıntısını “Bir de benimle uğraşmasınlar” diye içine atan çocuk… Yaşından beklenmeyecek kadar olgun görünür bazen. Ama onun da oyun oynamaya, hata yapmaya, birine yaslanmaya ihtiyacı vardır.

Ebeveynleştirme, çocuğun gelişimine uygun olmayan yetişkin rollerini üstlenmesini anlatır. Burada masayı toplamak veya yaşına uygun bir sorumluluk almakla, ailenin duygusal yükünü taşımayı birbirinden ayırmak gerekiyor. Yükün ağırlığı, ne kadar sürdüğü ve çocuğun destek alıp alamadığı önemli. Ebeveynleştirme üzerine derleme.

Bir anne veya baba üzgün olduğunu çocuğundan saklamak zorunda değil. “Bugün zor bir gün geçirdim, biraz dinlenmeye ihtiyacım var.” diyebilir. Sonrasında kendi desteğini yetişkin ilişkilerinde arayabilir. Çocuğun yanında duygusu olan bir insan olmakla, çocuğu o duygunun bakımından sorumlu tutmak arasındaki ayrım burada.

Belki bugün kendimize soracağımız soru şu: Çocuğum benimle ilgilenmediğinde, kendi hayatına gönül rahatlığıyla dönebiliyor mu?

“Bir öpücükten ne olur?” demeden önce

 
Gelelim o bayram ziyaretine.

El öpmek, sarılmak, yanak yanağa selamlaşmak… Birçoğumuz için hatırası, sıcaklığı ve anlamı olan davranışlar. Bunları isteyerek yapmakla, istemediğimiz hâlde yapmaya mecbur bırakılmak aynı deneyim değil.

Bir çocuk büyüklerinin elini öpmek istemiyorsa, ona selam vermeyi, hâl hatır sormayı öğretebiliriz. Karşısındaki kişiyi görmezden gelmeden de fiziksel teması seçmeyebilir. “Henüz sarılmak istemiyor, biraz zaman verelim” diyerek yanında durabiliriz. Amerikan Pediatri Akademisi de çocukları öpüşmeye veya sarılmaya zorlamamayı, başka selamlaşma yollarına yer açmayı öneriyor. AAP.

O anda akrabanın alınmasından kaygılanabiliriz. Bu kaygı bize ait. Ortamı yumuşatmak için çocuğun bedenini devreye sokmak zorunda değiliz.
Bedensel sınırlar böyle gündelik anlarda da karşımıza çıkıyor: Çocuk oyunu bitirmek istediğinde durabilmek, üzerini değiştirirken mahremiyetini gözetmek, yakınlaşmadan önce onun da isteyip istemediğine bakmak… Gerekli bakım ve sağlık desteği elbette sürer; bunları yaşına uygun biçimde açıklamak ve mahremiyetini korumak da yetişkinin sorumluluğudur.

Çocuk büyüdüğünde bu alan ortadan kalkmıyor. Yetişkin evladımızın ayrı bir evi olsun ya da olmasın, fiziksel yakınlıkla ilgili tercihlerine saygı duyabiliriz.

Sevgi dediğimiz yerde açıkça konuşmamız gerekenler


Peki, kendimizde bir şey fark ettiysek?

Cinsel sınırlar söz konusu olduğunda ise daha açık olmamız gerekiyor. Her bedensel temas cinsel değildir; temasın niteliği ve bağlamı önemlidir. Ancak aile bağı, istenmeyen cinsel teması kabul edilebilir hâle getirmez. Bir yetişkinin sarılmayı istemesi, bedenine her biçimde dokunulmasına izin verdiği anlamına gelmez. RAINN.

Çocuğun cinsel davranışlara dahil edilmesi, cinsel nitelikte dokunmaya veya cinsel içeriklere maruz bırakılması istismardır. Çocuk, yetişkinle cinsel etkinliğe geçerli rıza veremez. Bunun için fiziksel yaralanma olması da gerekmez. NCTSN.

“Biz böyle alıştık” açıklaması bir davranışın nasıl sürdüğünü anlamaya yardım edebilir. Ama artık rahatsızlık dile getirilmişse, yapılacak şey o rahatsızlığı tartışmaya açmak değil, davranışı durdurmaktır.

Sınırı ihlal edilen kişi, karşısındakini ikna edecek kusursuz cümleyi bulmakla yükümlü değildir. Devam eden istismar veya zorlamada güvenlik ve uygun uzman desteği gerekir; yalnızca iletişim önerileri yeterli olmayabilir. DSÖ rehberi.

Peki, kendimizde bir şey fark ettiysek?


Bu satırları okurken bir davranışınız aklınıza gelmiş olabilir. Belki çocuğunuza gereğinden fazla yaslandığınızı, belki onun istemediği bir yakınlıkta ısrar ettiğinizi düşündünüz.

Bunu görmek kolay olmayabilir. Kendimizi savunmak, ne kadar iyi niyetli olduğumuzu anlatmak isteyebiliriz. Yine de biraz durabiliriz. Öz şefkate burada da yer var: Kendimize hakaret etmeden, yaptığımızın sorumluluğunu alabilmekte.

“Sana ait olmayan bir yükü sana vermişim. Bunun için üzgünüm. Bundan sonra destek arayışımı yetişkinlerle paylaşacağım.” Böyle bir cümleden sonra karşımızdakinin bizi hemen rahatlatmasını beklemeyebiliriz. Özrümüzü kabul etmek için zamana ihtiyacı olabilir. Bizim payımıza düşen, sonraki davranışımızda da bu farkındalığı sürdürmek.

Sınır koyan taraftaysak kendimize göstereceğimiz şefkat başka bir yerde başlayabilir: Birini sevmekle, onun bir davranışını istememek aynı anda mümkün. İlişkinin güzel tarafları, rahatsız olduğumuz tarafını konuşma hakkımızı ortadan kaldırmıyor.

Yazının yanına bir film, bir şarkı…


Bu konuyu biraz da bir hikâyenin içinden düşünmek isterseniz, Pixar’ın Kırmızı / Turning Red filmini yanınıza bırakayım. Mei’nin annesinin beklentileriyle kendi büyüme hâli arasında açılan alan, aileye bağlı kalırken kendine ait bir hayat istemek üzerine düşünmeye elverişli. İzlerken “Kim haklı?” sorusunun yanına, “Kimin ihtiyacına ne kadar yer var?” sorusunu da koyabilirsiniz. 


Müzik tarafında ise, “Biz, Büyük Bir Aileyiz!” yazısında da uğradığım Sezen Aksu’nun Keskin Bıçak şarkısına dönelim. Bu kez dinlerken kendimize ait bir soruyla: Bir ilişkiyi korumaya çalışırken, kendi duyguma ve isteğime ne kadar yer bırakıyorum?

Belki bu yazıdan sonra hemen büyük bir aile konuşması yapmayacağız. Önce bir davranışımızı fark edeceğiz. Israr ettiğimiz yerde durmayı, yetişkinlere ait bir yükü çocuktan geri almayı veya kendimize ait bir isteği küçümsemeden duymayı deneyeceğiz.

Yakın Plan İlişkiler’de aile ve ilişki danışmanlığında dönüp baktığımız yerlerden biri de burası: İlişkideki ben, öz şefkat ve sınırlar. Kendi ilişkilerinize bu sorularla bakmak isterseniz, iletişim sayfasından süreç hakkında bilgi alabilirsiniz.

Ve yazıyı küçük bir soruyla bırakayım:
Aynı sofrada buluşurken, herkesin kendisi olarak oturabileceği bir yer açabiliyor muyuz?

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Şiddet veya istismar konusunda Türkiye’de ALO 183’ten yönlendirme alınabilir; acil tehlikede 112 aranabilir. Resmî destek bilgileri.